13 Ağustos 2009 Perşembe

karşılaşma



toprağa düştü hiç bir şey
kar yağıyordu oysa, lapa lapa
iki buluttu gökyüzünde buluşan
sonsuzluktu sanki gökyüzü, alabildiğine
şahidiydi gökler olan bitenin
şahidiydi yeryüzü
buluşmayla çiçek veren lavantaların
ne ilkti bu olan, ne de son
harf harf örülen bu buluşma
dilsiz kemiksiz ve davulsuz
karşılandı, azgın deniz tarafından

13 ağustos 2009, çengelköy

12 Ağustos 2009 Çarşamba

adsız



benim suyum sakin göl, durgun deniz. benim suyum ayna, biraz da. bana bakarsan gözlerimden yansır gökyüzü, orman, bulut, ay ve yıldız. benim suyum da bildiğin su işte, ne çok fazla, ne de az, ne çok tatlı, ne de acı. işte bu berrak su dağların zirvesinden, buzuldan gelir. o buzuldur beni besleyen, öylece! heybetiyle ve sakinliğiyle durur dağların zirvesinde. bulutun kalbinden beslenir, bakma sen onun buzluğuna, soğukluğuna. kristalleşen suyunu benim için çözer ve yollar akarsuyla benim kıyıma, kalbime, derinliğime. ben onun suyunu biriktiririm biraz da! birde yağmurun her çeşidinin suyunu. ha yeri gelmişken ahmak ıslatanı beni ıslatmaz, ben zaten ıslağım, sırılsıklam! zengindir suyum, her çeşit börtü böcek, kabuklu kabuksuz, balık, saz bende yaşar, zengindir kıyım. rüzgardır sevgilim, okşar gövdemi usulca, gezinir tenimde, hafiften içime yayılınca titreme, dalgalanırım işte o zaman. bulanırım da biraz. fırtınalar bozar beni daha çok, kırılgandır suyum, nazik, incecik, kaygandır. delirince hava ve rüzgar alır beni de içine, kasıp kavurur gövdemi, derinlerime kadar inip sarsar, alt üst eder bedenimi. beni aşar fırtına, etrafta ne var ne yok toplar getirir suyuma katar. başım ona eğiktir, söz dinletir bana. elimden bir şey gelmez, fırtına sonrası tamirden, durulmak için çabadan başka.

10 Ağustos 2009 Pazartesi

haiku



fesleğen kokusu
aldı aklını kuşumun—
yaz düşü!
.................................

ağını ördü örümcek
bekliyor avını!
boynumda…
.................................

çekildi ada’dan deniz
gece sessiz—
oysa yoktu ay!
.................................

10 ağustos 2009

14 Temmuz 2009 Salı

susmalarımız



güneşin denizi öptüğü
ay ışığının teni yaladığı
nefesin sise karıştığı
söğütün toprağa değdiği
terin buharlaştığı
dağın göğü deldiği
rüzgârın saçlarını savurduğu
yaprakların kızıla döndüğü
ateşböceklerinin dans ettiği
kelebeğin gülü kokladığı
akşamın sabaha karıştığı
fırtınanın uslanmadığı
yanardağın lav püskürtüğü
yağmurun ahmak ıslattığı
üzümün şaraba döndüğü
papatyanın fala kurban gittiği
yerdir!

sevgiliyle susmalarımız…

3 Temmuz 2009 Cuma

bulut adam



bulut içinde bulutum bu gece
ayaklarım kesik yerden
içim içimde değil
sokaklar bahar kokuyor
kapatıyorum yüzümü, fularımla
acıtıyor içimi ıhlamur kokusu
gözlerimden akan sararmış yapraklar
yakıyor tenimi inceden, inceden
biliyorum, yudumladım acıyı
beyaz bulut içinde, siyah yağmura yüklüyüm
sel olup akacağım sokaklara
önüme katıp sürükleyeceğim
aklımı alan bahar kokularını
iki yakanın arasında, karanlık denize

çingeneyim, serseriyim sonunda
sakının benden her şeyi bilenler
küba baladlarına yenik, hasarlıyım!..

20 haziran Cumartesi 10.30, Çengelköy

15 Haziran 2009 Pazartesi

2 Haziran 2009 Salı

Gövdemde derin izler!


İz bırakmak...


Yaşamı önemseyen insanların tüm yaşamları boyunca peşinden koşturduğu ve en çok önemsediği olgu, gelecek kuşaklara anlamlı bir şeyler bırakmaktır sanırım. Bunun için çalışıp çabalamamıza, gecelerimizi gündüzümüze katmamıza, bir sürü olumsuzluklara göğüs germemize rağmen yine de başaramayabiliriz. Olsun; bu ulvi amaç için her şeye değer deriz, bir anlamda! Kişiden kişiye değişirde bu olgu. Kimilerine göre bir sanat eseri veya bilimsel araştırma, kimilerine göre ise zor durumda olan her hangi bir canlıya el uzatma. Seçenekler böylece uzayıp giderken anlamlı olan aslında senin ne hissettiğindir, seçtiğindir, kendinle yaşamla var olmakla hesabındır. Nedir ki zaten yaşamın değeri, bu tür bir şeyin peşinden gitmeyeceksek?

İz bırakmak, evet her insan bırakır ardından şu izi. Anılarımızda her daim taze kalır, olumsuzu yüreğimizi burkar, olumlusu yaşama bağlar. O kadar çoktur ki gönlümüzde, aklımızda, benliğimizde iz bırakanlar. Biliriz korkularımızın, hâyâl kırıklıklarımızın, üzüntülerimizin, sevinçlerimizin, yaratımlarımızın izleri kimlerdendir. Bu izlerdir yaşamımızın nedenleri, benliğimize kazınmıştır.

Belki de hepimizi ağaçlardan ayıran en önemli iz, bizim ruhumuza kazınan o izlerdir!

Savaş Çekiç
Kasım 2007










Leaving a trace behind!...


For people trying to give a meaning to their lives, the most important aim in life is to leave something meaningful to next generations. Although we try very hard to achieve this aim, we may work day and night and do everything to overcome every obstacle on the way, we may still not be able to reach that target. But we say ‘never mind!’ it is worthy of everything we do!.. Even this aim may differ from person to person. For some reaching this aim may mean creating an art object or a scientific research, for others this may be helping someone who is in hardship. The list can be extended; the most important thing is how you feel throughout this journey, what your choices are and how you carry your integrity in life. What is then the value of life if you are not pursuing anything?

Leaving a trace behind, yes everybody leaves a trace behind: our memories always remain fresh, otherwise breaks our hearts. There are countless experiences in life that leave a trace on our hearts, minds and beings. However we also know who left the most important trace on our dreadful fears, disappointments, sadness, also joys and creations. These traces add meaning to our lives and self.

The trance differentiating us, humans, from trees is the one carved into our souls.

Savaş Çekiç November 2007