11 Kasım 2010 Perşembe

nedense!



özdemir asaf’a


sensiz

bir vapur

ve bensiz

geçmemeli

aslında.

bulutlar da...


onları

görüşüm

çengelköy’dendir

üsküdar’dandır

her zaman

değil

nedense!


zaman zaman

geçip giden

bensiz

ve de sensiz

bir gemidir

nedense!


11 kasım 2010 perşembe, çengelköy

5 Kasım 2010 Cuma

Bakırköy Belediye Tiyatroları için iki afiş tasarımı


1st International Invitational Poster Biennial in Turkey

The 1st International Invitational Poster Biennial that is organized by the Marmara University Fine Arts Faculty between 26 October-22 December 2010 in Istanbul, opened its doors.
More than 70 designers (58 designers and 5 design collectives) participate in the MUIP Biennial from 23 countries. The biennial includes mostly social and cultural posters.
Savas Cekic, the curator of the biennial, defines the poster as “the naughty boy of the walls” and underlines the changing face of today’s poster and its permanence as a political and a social fact despite the lack of its commercial and cultural dimension.

Marmara Üniversitesi, Güzel Sanatlar Fakültesi tarafından bu yıl birincisi düzenlenen MÜGSF Uluslararası Çağrılı Afiş Bienali aralarında Türkiye’nin de yer aldığı 23 ülkeden, 58 tasarımcı 5 tasarımcı grubu toplam 71 tasarımcıyı ağırlıyor. Marmara Üniversitesi Rektörlüğü, Cumhuriyet Müzesinde açılacak olan bienal sergisi, dünya çapında başarısını kanıtlamış afiş tasarımcılarını bir araya getiriyor. MÜGSF Uluslararası Çağrılı Afiş Bienali’nde ağırlıklı olarak sosyal ve kültürel içerikli afişler yer alıyor.

20 Eylül 2010 Pazartesi

merdiven...


sokağın bittiği yerde başlıyordu merdiven. önce dosdoğru aşağıya inip, hafif sağa kıvrılıp iki basamak yukarı çıkıp, sola doğru dönüp doğruca kıyıya varıyordu. tam seksen iki basamak. sanki bir ömürün yılları gibi diye düşündü, merdivenin başına kadar yürüyüp gelen kadın. duraladı... inip inmemekte karar veremedi. hayli aceleci gibiydi de, nedense... bir süre öylece hareketsiz, telaşlı bir ifadeyle baktı ufuğa doğru. yüzünde hiçbir değişiklik olmadan. birden gözlerini kapattı. kendine doğru esen rüzgâra dayadığı suratını iki elinin arasına aldı, gözlerini gizler gibi ovuşturdu. aşağıya inecek gücü bulamadı kendinde. ilk basamağa oturabilmek için bir basamak indi ve kendini yere doğru bıraktı. şansı vardı, bu öğle sıcağında merdiven başındaki akasya ağacı onu güneşten koruyordu. kolundaki çantasını ayağının ucuna indirdi, elini içine daldırıp sigara paketiyle birlikte kibriti çekip çıkarttı. yavaşça paketi açarak, içinden bir sigara çekip dudaklarına sıkıştırdı. kibrit kutusunu açıp içinden aldığı kibrit çöpünü iki elini kapatacak şekilde tutuşturup sigarasını yaktı. peş peşe iki nefes çekerek ciğerlerini doldurduğu dumanı yavaş yavaş derin hırıltılarla dışarıya üfledi. canı bir kahve çekmişti. sigaranın yanında ne de iyi olurdu dedi, kendisiyle konuşarak. bunu hep yapıyordu... içindeki seslerle konuşmak çocukluğundan kalma huydu. iki dudağına sıkıştırdığı sigarayı dört-beş nefeste tüketiverdi. oturduğu yerden kalkabilmek için iki elini destek olarak kullanarak, tüy gibi hafif bedenini zorlukla doğrultmuştu ki ayakları vucudunu çekmekte direnince tekrar dikildiği yere çökmek zorunda kaldı. oysa kıyıya inmek, denizin serinliğini tüm benliğinde hissetmekti arzusu. çok iyi biliyordu, içinde biriktirdiği kuşlarının göç mevsimini. bu ağır yükten kurtulma arzusu haftalardır acı verse de, içindeki heyecan tüm hücrelerini yavaş yavaş sarıyordu. bir parça daha dinlendi kendisiyle konuşarak... inatla vucudunu yerden kazıyarak ayaklandı, uzuvlarına hükmedercesine. vücudunu ileriye itti ve önündeki ilk basamağı indi. ardından bir diğerini geçti, teker teker tam seksen iki basamak... sonunda deniz kıpırtısız, dingin ve onu kollarına alacakmışcasına karşısında duruyordu... soluklanmak için önce duraladı, ardından kendine seslendi... durma sakın!..

14 Eylül 2010 Salı

Do not warm up! / Isın-ma!

In this century, temperature has already decreased 0.7 ˚C. If we don’t take any precaution until 2100, temperature will decrease 5.5 ˚C and 40% of the species will become extinct.



Bu yüzyılda sıcaklık 0.7 derece arttı, 2100’e kadar 2 dereceyi aşmaması için önlem alınmazsa 5.5 derece artmış olacak. Canlı türlerinin %40’ı yok olacak.

28 Haziran 2010 Pazartesi

sosyal afiş / social poster

My white body is a dark stain – thanks to you!*

*There’s a massive environmental catastrophe in the Mexican Gulf for two months. Millions of galons of petrol, seeping into the ocean after the explosion in BP’s oilrig is ruining natural life. The chance of survival for the pelicans born in the leak is diminishing with each passing day. The duration this disaster threatening the future of shrimps, crabs, seabirds, turtles, fish, humans and natural life cannot be predicted.



bembeyaz bedenim -sayenizde- kara bir leke!*

*Meksika Körfezi’nde iki aydır büyük bir çevre felaketi yaşanıyor. BP’ye ait petrol kuyusundaki patlama nedeniyle denize akan milyonlarca varil petrol, doğal yaşamı mahvediyor. Petrolun içine doğan pelikan yavrularının ve annelerinin hayatta kalma şansı giderek azalıyor. Karidesler, midyeler, deniz kuşları, deniz kaplumbağaları, balıklar, insanlar ve doğal yaşamın geleceğini tehdit eden sızıntının ne kadar süreceği ise bilinmiyor!

1 Haziran 2010 Salı

4 haiku!

uzak bir martı
sekti dalgaların üstünden–
battı gün!

pencere pervazına
sinmiş kedi–
kurnaz tilki sanki!

kocamış çınar
kuşlara filizlenmiş–
cıvıl cıvıl!

yağmur sicim gibi
iniyor gökten!
insan pisliğine–

22 Mayıs 2010 çengelköy

troyalı kadınlar oyunu için afiş tasarımı!


17 Mayıs 2010 Pazartesi

dört haiku!

gerdi kanadını
boşluğu yüklenen martı
kıyıda!
.....................
öptü boynundan
ufukta batan güneş…
hırçın denizi!
.....................
yanaştı adaya
döktü azgın cümbüşü…
isli vapur!
.....................
telde dizildi
göç kalabalığı…
geldi kırlangıçlar!


17 mayıs 2010 çengelköy

23 Şubat 2010 Salı

minik kuş...

sıcacık avucumda çaresiz ve bitkindi. buğulu gözleriyle baktı gözlerimin içine. biliyordu... gözlerimden içimin derinliklerine baktığını. bir iki, kaykıldı durdu. baş parmağıma yasladı önce kafasını. rahat ettiremedim... derken birden orta parmağımla işaret parmağımın bitiş yerindeki tümsek etime sırtını dayayarak rahatladı. o minik kafası iki parmağımın arasında, yüzü yüzüme dönük, kalakaldı. o uzun ay yüzünü acının gölgesi sarmıştı. avuç içi çizgilerimin üstünde boylu boyunca yatıyordu. yaşam çizgim o zarif, ince ayaklarının tam altında son buluyordu.

şaşkındım, bir o kadar da telaşlı... bilemiyordum. ne yapabilir, o’nu nasıl rahat ettirebilirdim. derin derin nefes alma ihtiyacı hissettim önce!.. nedense, soluğum kesilecek zannettim... dokunmak istedim o’na. dokundum da hiç tereddütsüz. diğer elimin işaret parmağıyla... birden ellerini ve ayaklarını karnına doğru çekerek, cenin pozisyonunu aldı... korktum... benim iri parmaklarımın, o’nun için hayli kaba olacağının farkına varamamıştım. gözlerimi ayırmadım gözlerinden, o da. başımı eğdim, o’na doğru yaklaştım... nefesimin sıcaklığını hissetmesini istedim, çaresizlikle...

vakur bakışları kısa aralıklarla kesilmeye başladı... yorgunluktan ve acıdan kapanan göz kapakları yüzünde masum çizgiler yaratırken, o’na yaklaştıkça ne düşündüğünü anlamak, onun içindeki uçuruma ulaşabilmek, acılarına kol kanat germek fikri tüm benliğimi parçalamaya başladı. o’nun içine akan gözyaşları, o’nun bedeninden benim bedenime, içimdeki derine akıyor ve benliğimi yakıyordu. o yaralı bir kuş’tu... o’nun yarasına melhem olmaya çalışan ben de artık yaralı bir kuş’um...

4 Şubat 2010 Perşembe

bir nefes ve ses



soğuk göğü delen ağacın
gölgesindeyim!
kardan, çamurdan
o yaslandığım duvar

elimde iki cümle
iki satır
içten iki ses
biri kış,
diğeri dilimden kanatlanan
mevsimsiz kuş

dayandım işte
karanlık kafese
ne ay’ı var
ne de yıldız’ı.

bilmedim bu yaşta
hiç bilmediğimi!
sordum denize,
ay’a ve göl'e...
dedi turgay;
göl bunu nerden bilsin!
yük olduğunu
bilmenin…

manolyayı sevdim
bir de fesleğeni...

ve
her bahar yenildim
içimden taşan
mavi denize!

4 şubat 2010, perşembe, saat 02.45

3 Şubat 2010 Çarşamba

biz de Banksy!


Sokak sanatçısı Banksy yeni işini Kuzey Londra’daki Regent’s Kanalı’nda sergiliyor. Kanalın duvarına kırmızı boya ile “Küresel Isınmaya İnanmıyorum” yazan sanatçı, bir kısmı suyun altında kalan bu yazısıyla geçtiğimiz aylarda Kopenhag’da düzenlenen İklim Zirvesi’ne ironik bir bakış atıyor.

Bu haber Gençsanat Dergisi'nin 180. sayısında yayımlandı. Dergiyi ben tasarladığım için o derginin her sayısına bir sayfa ilan verme hakkım var. Bu sayfayı genellikle sosyal sorumluluk adına ilanlar tasarlayarak kullanmaya çalışıyorum. Bu son ilanım Banksy'e bir nazire!

18 Ocak 2010 Pazartesi

onbire doğru



saçlarımda
kuş yatar
gümüşten
kalbimde ateş.
.........................................
tenim
karanlık gece
siyahtan da siyah
pırıltısı.
.........................................
dilim çöl
gölüm kız
o duman
o pus.
.........................................
yeşil kıyı
deniz gri
etten kemikten
mavi.
.........................................
şimdi
duyulmaz
saran meltem
dalga sesi.
.........................................
hüznün tonu
bendeki ben
o susuş
o bakış.
.........................................
bulut ruh
gözüm taş
hiçlik:
bir damla yaş!
.........................................
18 ocak 2010, pazartesi

12 Ocak 2010 Salı

sen ve kuzey pencerem...



eve geldim! ocak ayı, gün erkenden kararıyor. yorgunum. içimdeki boğucu sis artık gözlerime de sirayet etmiş durumda. gözlerim kapandı kapanacak, direniyorum... mutfağa doğru yöneldi yorgun ayaklarım, çaydanlığın altına su doldurup ocağa yaktım. yorgun vucudumu, ruhumu, salondaki koltuğa gömüverdim. gözkapaklarım buğulu gözlerimi yavaş yavaş örttü.
karanlık...

on dakika içinde ocaktan gelen kaynama sesine kulak vererek, gömüldüğüm karanlıktan çıkıp çayı demlemeye bıraktım. ruhum ve aklım birlikte hareket etme kabiliyetini yitirdiğinden içimden gelen basınca yeniliyorum. acı içeme çöreklendikçe, zavallı aklım ordan oraya savrulup duruyor. beynimin yaralı ruhuma hükmetme isteği git gide zayıflıyor...

kendime bir bardak tavşankanı kıvamında çay koyup, yemek masasının üzerinde duran sigarama yöneldim. içinden bir sigara çekip çakmağımı alevlendirdim ve ruhumla birlikte sigaramıda tutuşturdum. derin bir nefes, derine, daha derine...

salonun kuzey penceresi küçüktür. yemek masasının kenarı pencereye yakındır. genelde çayı masada içeceksem o kenarını seçerim. tuhaf bir rütüel ama bir anlamda da sigara içme isteğimden de kaynaklanır bu seçim. pencereyi açarım.

açtım o pencereyi. ayakta duruyorum. bir yudum çayla birlikte sigaramdan da bir nefes çekerek pencereden dışarıya bakıyorum. manzaram üst kuzey bahçemdeki ağaçlar: okaliptüs akasya ve söğüt. çırılçıplak hüzün ağaçların cılız dallarıyla birlikte kaplıyor bedenimi. hatırlıyorum! bu pencereden kaç kere baktım sana, kaç kere çay içtim karşında, kaç tane sigara tüttürdüm tebessümlü yüzüne bakarak...

6 Ocak 2010 Çarşamba

yeni yıla!



sokaklarda.
havalarda.
ağaçlarda.
tohumlarda.
evrendeyiz işte!